Byzantion'dan Constantinopolis'e

Byzantion                                      

         

Prehistorik kalıntılar bulunmakla beraber Byzantion Megaralı kolonistler tarafından MÖ VII. Yüzyılda kurulmuştur. Coğrafi durumu ve stratejik önemi Byzantion’un büyük istilalara sık sık maruz kalmasına yol açmıştır. MÖ VI. Ve V. Asırlarda sözü edilen özelliklerinden dolayıPers kuvvetlerinin Byzantion’a hakim olduklarını ve Boğazları kontrol ettiklerini biliyoruz. MÖ V. Asırda Pers istilasından kurtulmak isteyen çoğu şehir gibi Byzantion’un da Atinaile işbirliği yaptığı ve birliğe girdiği sabittir.Mö 340 – 339’da  Makedonya kralı II. Philip’e karşı büyük bir direnme gösteren şehir Roma’nın doğuya yaptığı seferlerde onun tarafını tutmuştur. Stratejik durumu ve ticari yollar üzerindeki yeri Roma tarafından dikkate alınan şehrin bu yüzden sürekli olarak Roma’nın gözetiminde tutulmasına rağmen Byzantion’un MS II. Asırda Pescennius Niger’in tarafını tuttuğunu görüyoruz. İki yılı aşan bir süre Septimus Severus tarafından kuşatılan şehir nihayet düşmüş ve Septimus Severus Byzantion’u tamamen yıkmıştır.

Kısa sürede onarılan ve yeni yapılarla genişletilen Byzantion dörtlü yönetim sırasında (MS 330 ) Nikomedia’nın yanında ikinci planda kalmış; ancak Constantin’in emri ile daha da genişletilmiş. Doğu Roma ve daha sonra Bizans İmparatorluğunun başkenti yapılmıştır. Bu dönemden sonra şehrin isminin de değiştirildiğini ve Constantinopolis olduğunu bilmekteyiz. Bizans egemenliği altındayken çeşitli hadiselerle doğrudan doğruya veya başkent oluşu nedeniyle dolayısıyla ilişkisi bulunan Byzantion veya yeni adı ile Constantinopolis’in  bu dönemi hakkında fazla durmaya sahamız dışına taştığı için gerek görmüyoruz. 1453’te Fatih Sultan Mehmet tarafından alındıktan sonra uzun asırlar İstanbul isminin yanı sıra resmi yazışmalarda, para ve altınlarda Konstantiniye şeklinde eski isminin yaşayışı dikkati çeker.

Marmara ve Haliç ile sınırlanan üçgen şeklindeki yarımada üzerinde kurulan ve daha sonra Haliç’in karşı tarafına doğru genişleyen bu ilk yerleşme yerinin eski durumu hakkında fazla bir bilgimiz yoktur. Daha sonraki devirlere ait yapıların üst üste gelmesi sebebiyle  27 kule ile tahkim edilen yaklaşık iki kilometre uzunluğundaki bugün izi takip edilemeyen sur içinde bir çok yapının mevcut olduğunu biliyoruz. Megaralılarca kurulan şehrin akropolü Topkapı sarayının bulunduğu yerde olsa gerektir. Bu kesimde Zeus, Athena, Poseidon ve Dionysos’a ait mabetler veya kutsal yerler olduğunu antik kaynaklardan öğrenmekteyiz. Ayrıca şehirde gymnasion, stadion ve bir çok sarnıç bulunduğu da antik kaynaklarda zikredilmektedir. Ancak bunların hiç birine ait ize rastlamıyoruz. Byzantion’un agorasının Ayasofya’nın önündeki meydanda bulunması kuvvetle muhtemeldir. Ayasofya ile San İrene kilisesi arasında ise Artemis, Apollon ve Aphrodite için yapılmış yapıların izlerine kazı sırasında rastlanmıştır. Son yıllarda Arkeoloji Müzelerinin ek inşaatının temel hafriyatından Bizans dönemine olduğu kadar, ilk yerleşme dönemine de ait küçük buluntular ortaya çıkarılmıştır.

İlk Byzantion şehri gibi Roma çağı Byzantion’u için de kalıntı yönünden fazla bir şey kaldığı söylenemez. Bununla beraber Byzantion’da Hadrian zamanında bir aquadukt inşa edildiğini; Severus Alexander zamanında surların Grek dönemi surlarından geriye götürüldüğünü; Galat köprüsünün yakınında agoranın yer aldığını, buradan batıya doğru bir cadde açıldığını biliyoruz. Yine Severus zamanında agora veya tetrastoonun güneybatısında hippodromun inşa edilmeye başlandığını ve Constantin zamanında boyu 450 metre olan bu yapının bitirildiğini; keza Topkapı sarayının mutfaklarının olduğu yerde tiyatro ile hamam inşa edildiğini de bilmekteyiz.

Byzantion’u başkent yapan Constantin şehirde büyük bir imar faaliyetine girişmiş, kendinden evvelki bütün duvarları adeta traş etmiştir. Roma şehrinin örnek alındığı bu imar faaliyetinde ilk olarak şehrin surları eski surlardan 5 km batıda inşa edilmiştir. Constantin zamanında Capitol, altın miltaşı ve iki senato binası hazırlanmış ve tasarlanmış, tetrastoon imparatorluk meydanı şekline dönüşmüş ve buna geniş bir forum eklenmiştir. Ayrıca tepesinde Constantin’in heykeli bulunan büyük bir porfir sütunda ( Çemberlitaş ) dikilen abidelerden biridir. Ayrıca şimdiki Ayasofya’nın yerinde büyük bir basilikanın inşasına da başlanmış olduğunu biliyoruz. Constantin’in sarayını Sultanahmet camisinin yakınındaki bir yerde inşa ettirdiğini ve Daphnae adını alan bu sarayın hippodromla ilişkili kılındığı malümdur. Constantin zamanındaki bu imar faaliyetine imparatorluğun topraklarına dahil yerlerdeki bazı abidelerin ve eserlerin taşınmasıyla da katkıda bulunulduğu muhakkaktır. Nitekim bu tür getirilen yapıtlardan biri bugün burmalı sütun diye tanınan ve MÖ 479’da Platai zaferinden sonra Delphi’de dikilen üç ayaklı kazandır. Üç yılanın birbirine dolanarak meydana getirdiği bu gövde tepede, yılan başlarının üç yöne açılmasıyla çanak veya kazanın oturduğu yeri oluşturmaktadır. Halen görülen bronz sütun birbirine dolanmış üç yılanın meydana getirdiği gövdeye aittir.

      

Contantin’in ölümünden sonra imar faaliyeti bir süre durgunluk geçirmiştir. Valens (364 – 378 ) zamanında bugün Atatürk bulvarını dikine kesen ve 1 km uzunluktaki aquadukt ( Valens aquadüktü ), büyük bir nymphaion ve sarnıçlar yapılmıştır. I. Theodosios döneminde tekrar canlanan imar faaliyeti şehre bugün Divanyolu caddesi ve çevresinde bulunan ve Forum Tauri diye tanınan forumu, Beyazıt ile Aksaray arasında Edebiyat fakültesi yakınındaki dört geçitli monumental kapıyı ve tıpkı Constantin zamanındaki gibi, bu defa Mısır’dan getirilen ve Theodosios obeliski diye tanınan hippodromun spinasında yer alan obeliski kazandırmıştır.

Arcadius ( 395 – 408 ) zamanında yeni bir forum daha yapılmıştır. Planı hakkında kesin bir fikre sahip olmadığımız bu forumun bazı sütunları hala görülebilir. Bu imparatoru takiben II. Theodosios ise şehri Constantin zamanında yapılan surun 1.5 km daha batısında olmak üzere ve ilk savunma halkasını teşkil edecek tarzda bir surla çevirtmiştir. Üzerinde 400 kadar kulenin bulunduğu bu sur deniz surları da hesap edilirse 20 km’yi bulur. İnşasına 413 yılında başlanan ve 430 civarında bitirilen sur 447’de depremden hasar görmüş, ancak Hun tehlikesinin yaklaşması üzerine alelacele onarılmış ve önüne hendekler açılmıştır.

Byzantion veya yeni adıyla Constantinopolis’in bundan sonraki dönemlerine ait kalıntıları Bizans sanatını ve sanat tarihini ilgilendirdiği ve bunların tümünün yazılması başlı başına bir etüdü gerektirdiğinden burada sınırlamakla yetineceğiz.

Prof. Dr. Cevdet Bayburtluoğlu

               

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !