Osmanlı Dönemi Heykel Sanatı

Sultan Abdülaziz'in heykeli

Osmanlı’da, şematik – geometrik kütle plastiği dışında, doğaya uygun nitelikte bir heykel sanatına pek rağbet edilmemiştir. Ancak, Osmanlı toprakları ve İstanbul’da bulunan Antik ya da Bizans heykel ve kabartma örneklerine de bir zarar verilmemiştir. Hatta Kanuni Sultan Süleyman’ın veziri olan İbrahim Paşa’nın, Mohaç Seferi’nden sonra, Budin’den ( Budapeşte ) üç tunç heykel getirdiği bilinmektedir. Herkül, Apollon ve Diana’yı gösteren bu heykeller grubu, At Meydanı’na ( bugünkü Sultanahmet Meydanı ) dikilmiştir.

Yıldız Sarayı'nın bahçesindeki fıskiye

Osmanlılar, bilinen anlamda heykeller yapmak yerine, daha çok soyut, süslemeci çalışmalar gerçekleştirmişlerdir. XVIII.yy’ da kent alanlarında oluşturulan anıtsal nitelikte çeşme yapıları, kübik kütle plastiğinin erişebileceği en yüksek evrensel düzeyin örnekleri niteliğindedir. Bunların dışında şadırvan, havuz, fıskiye gibi genellikle mimarlık içinde ele alınan diğer yapıtlarda, taş bezemenin en güzel örneklerini yansıtmışlar; yapıların içinde ise mihraplar, minberler, kafesler, şebekeler, merdiven korkulukları; ahşap ve taş oyma işçilikleriyle dikkati çekmişlerdir. Mezar taşları ve menzil taşları da, ince biçimde işlenen, etkili süslemelerle donatılmış yapıtlar olmuştur. XIX.yy’ da, batıya yaptığı gezilerde kralların heykellerini gören Sultan Abdülaziz, 1871’de C. F. Fuller adlı sanatçıya, at üstünde bir heykelini yaptırmıştır. İlk kez Beylerbeyi Sarayı’na konulan heykelin döküm işi, Viyana’da gerçekleştirilmiştir. XIX.yy’ da; mimarlığını özellikle Ermeni Balyan ailesinin yaptığı saray ve köşk yapılarının bahçelerini süslemek üzere, Avrupa’dan aslan, boğa, geyik ve benzeri hayvan heykelleri getirilmiştir. Geleneksel Osmanlı taş yontuculuğundaki soyut geometrik özellikler; duvar süsleri ve havuz fıskiyelerinde doğaya uygun bir gelişim göstermiştir. Yıldız Sarayı bahçesinde yer alan kuğulu fıskiye, hayvan figürleriyle kaynaştırılmış stilize bitkisel nitelikte bir heykel kompozisyonu sayılabilir. Bu dönemde, niteliği değişen süsleyici taş işçiliğinde azınlıktan ustalar da çalışmıştır. Türkiye’de batılı anlamda heykel sanatı çalışmaları Sanayi – i Nefise Mektebi’nin ( daha sonraki Güzel Sanatlar Akademisi, bugünkü Mimar Sinan Üniversitesi ) kurulmasıyla başlamıştır.

 

 

  

Osmanlı mezar anıtları                             Sanayi - i Nefise                                    Yervant Osgan Efendi 

  

Osgan Efendi'nin bazı çalışmaları            Sanayi i Nefise öğrencileri 

Yönetmeliğinde:

            “… resim, heykel, mimarlık ve hakkaklık ile ilgili bilgi ve hünerlerin… “ okutulup, öğretileceği yazılı olan bu okul, Türkiye’de heykel dalında eğitim veren ilk kuruluştur. Bölümün ilk öğretmeni, Roma’da eğitim görmüş olan Yervant Oskan Efendi’dir. Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar bu okuldan yetişen sanatçılar; İhsan Özsoy, İsa Behzat, Mahir Tomruk ve Nijad Sirel olmuştur. İsa Behzat dışındakiler, Cumhuriyet döneminde de yapıt vermişler, ayrıca içinde yetiştikleri okulun geleneği uyarınca, yurt dışına gönderilmiş, kendilerinden daha sonra öğretmen olarak yararlanılmıştır.

 

Kaynak: Nurdane Özdemir. “Anadolu Halk Kültüründe Resim, Heykel ve Müziğin Yeri”

Hazırlayan: Bağımsız Rehberler Platformu   

Yorum Yaz