Paris Barış Konferansı

Amerika, 1919 yılı başında (18 Ocak 1919) Paris’te toplanan Barış Konferansında bu düşüncelerle yer almıştır.

Paris Konferansında, önce Amerika’nın getirdiği “Birleşmiş Milletler” ve “manda” görüşleri tartışılmıştır. Konferansa yapılan öneriye göre, Almanya’nın eski sömürgeleri ile Osmanlı İmparatorluğundan ayrılacak yerlerde Birleşmiş Milletlerin denetiminde Manda düzeni kurulacaktır.

Bilindiği gibi, “Manda; henüz kendi kendini yönetme yeteneğini elde edememiş milletleri, belli bir süre için büyük devletin elinden tutarak kendi kendisini yönetmeyi öğretmesi” demektir. Bu yönetimi öğretecek büyük devleti, Birleşmiş Milletler seçecektir. Amaç, bu milletleri bağımsızlığa hazırlamaktır.

Bir yazarımız bu konuda şöyle diyor: “ Eski sömürgeciliğin de ilan edilen amacı, geri kalmış milletleri sömürmek değil, bu milletlere uygarlık götürmek ve ellerinden tutarak onları uygarlığa alıştırmak idi. Şimdi de milletler bağımsızlıktan yoksun bırakılarak, bağımsızlığa kavuşturulacaktır (33)”.

Paris’te Osmanlı İmparatorluğu topraklarında kurulacak manda düzeni üzerinde önemli tartışma ve pazarlıklar yapılmıştır. Bunlardan ilginç bir örnek :” İstanbul ve Ermenistan, Amerikan mandasına girecektir. İzmir bölgesi Yunan mandası olacaktır. İtalyanlar güney sahilinde manda alacaktır. Anadolu’nun geri kalan kısmında kurulacak yeni Türk devleti Fransız mandasına konulacaktır. (Bu planı Lloyd George önermiştir) (34)”.

Burada iki nokta dikkati çekiyor. Birincisi Osmanlı İmparatorluğunun parçalanmasından sonra kurulacak Türk devletine hayat hakkı tanımamaktır. İkincisi, manda düzeni, Osmanlı İmparatorluğunun paylaşılmasında Amerika’yı da pay sahibi yapmaya, en azından Birleşmiş Milletler yoluyla bu toprakların yönetiminde söz sahibi kılmaya ve Açık Pazar ilkesini uygulatmaya yönelmiş bir sistem getirmektedir. Bu nedenle, Osmanlı İmparatorluğunu paylaşma anlaşmalarını imzalamış olan İngiltere, Fransa ve İtalya ellerinde bulunan ve bundan sonra elde edecekleri sömürgeleri kaptırma tehlikesi yaratabileceği için mandaların Birleşmiş Milletlerce paylaştırılmasına yanaşmamışlardır.

 

Venizelos                                                     Profesör Toynbee

Bu arada Osmanlı İmparatorluğundan kopmak ve pay almak isteyen toplulukların temsilcileri dinlenmiştir. Rum, Ermeni, Yahudi, Arap ve Nasturi temsilcileri isteklerini bildirmişlerdir. Bunların içinde en etkili olan Venizelos’un konuşmasıdır.Bu etkinlik Venizelos’tan değil, İngiliz emperyalizminin Akdeniz’de Yunanistan’ı çıkarlarına en uygun devlet saymasından ileri gelmiştir. Venizelos konuşmasında tarihi gerçekleri tahrif etmiş; Batı Anadolu’nun özellikle Ege bölgesinin tarihin en eski devirlerinden beri Yunanlıların olduğunu Osmanlı egemenliğinin bu özelliği değiştirmediğini, Ege’de nüfus çoğunluğunun bile Rumlardan meydana geldiğini söylemiştir. Oysa bilindiği gibi, Anadolu dünya medeniyetinin beşiğidir(35). Fakat hiçbir zaman Yunanlıların olmamıştır. Ayrıca, sözü edilen dönemde Osmanlı ülkesindeki Rumların toplam nüfusa oranı %9’u aşmıyordu (36).

Başta İtalyan temsilcisi olmak üzere pek çok Amerikan ve Fransız diplomatı bu iddiaların doğru olmadığını söylemişlerse de, sonuca etkili olamamışlardır. Çünkü gerçekten İngilizler Batı Anadolu’nun İtalya gibi oldukça güçlü bir devlete verilmesine katlanamıyorlardı. Onlar için, Batı Anadolu’da her isteklerini yerine getirecek bir devlete gereksinme vardı. Bu da ancak Yunanistan olabilirdi. Bu gerçeği en basit şekilde şu sözlerle dile getiren ünlü İngiliz profesörü Toynbee olmuştur: “ Eğer Türkiye’ye Yunanistan’ın kara kuvveti ile egemen olunabilirse, Yunanistan’a da İngiltere’nin deniz gücüyle egemen olunabilir. Böylece İngiltere, Orta ve      Yakındoğu’daki savaş amaçlarını İngiliz can ve parası harcamasızın da gerçekleştirebilir(37).

Bu nedenle İtalyanlarla İngilizlerin arası açılmış ve İtalyanlar barış görüşmelerinden çekilmişlerdir. Bu durumda, İngilizlerin Amerikalılarla Fransızları planlarına inandırması kolay olmuştur. Fransa öncelikle Almanya ve sorunları ile uğraşıyor, Ren bölgesindeki menfaatlerinin desteklenmesini istiyordu. Ayrıca, İtalya’nın görüşmelerden çekilmesi, Fransa’yı Anadolu’nun paylaşılmasında daha fazla söz sahibi yapabilir umuduna götürmüştür. Başkan Wilson’da kendi prensiplerini çiğneyip İngiliz tezini kabul edince, hem prensip hem de pratikte paylaşma anlaşmasının sağlanması mümkün olmuştur.

 

Paris Barış Konferansı. Emperyal devletler azınlıklar ile Osmanlı Devletini paylaşma derdinde.

Bazı Hıristiyan uyruklunun Osmanlı İmparatorluğundan ayrılmak ve bağımsız birer idare kurmak istemeleri normal görülebilirdi. Ancak, bunu Amerikalı profesörLenczowski gibi; “ Hiçbir Avrupa devleti, çürümüş ve çöken İslam imparatorluğunun egemenliğinden kurtulup bağımsızlığa kavuşmak isteyen bir Hıristiyan milletinin arzusuna karşı çıkamazdı (38)” şeklinde görmek ve göstermek üzerinde düşünülmesi gereken bir durumu işaret etmekteydi.

Bunun yanında, “Türkiye’nin haritadan silinmesi” ve “Yakındoğu’ya çalışkan Hıristiyan köylülerini yerleştirmek, eski Yunan ve Roma İmparatorluklarını canlandırmak” isteklerinin de bilimsel izahını yapmak her halde güçtü.

Emperyalist ülkeler için sıradan bir paylaşım savaşının temelleri Osmanlı devleti üzerinde ırki ve dini bir düşmanlığı ve öç alma duygusunu da peşi sıra sürüklüyordu. 

 

Kaynak: Türk Devrimi ve Kurtuluş Savaşı, Gnkur. Basımevi, 1976

Hazırlayan: Bağımsız Rehberler Platformu

 

(33) – Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi, C.I, İstanbul, İstanbul Matbaası, 1974, s. 305.

(34) – Avcıoğlu, aynı eser, s.313.

(35) – Halikarnas Balıkçısı ( Cevat Şakir Kabaağaçlı), Hey Koca Yurt, İstanbul, 1972.

(36) – TC Gnkur. Harp Tarihi Bşk.lığı Yayınları, Türk İnkılap Tarihi, Ankara, 1973, s.19.

(37) – Arnold J. Toynbee, The Western Question, s.74.

(38) – Lenczowski, The middle East in World affairs, 1962, s.15.

  

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !