Embed

Sendikal Örgütlenme ve Sendika Türleri

4. SENDİKAL ÖRGÜTLENME VE SENDİKA TÜRLERİ

Sendikalar günümüzde sanayi toplumlarının vazgeçilmez örgütleridir. Sendikalar aynı zamanda toplumları çalışma hayatı yönü ile şekillendiren ve geleceği etkileyen önemli güçlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir çok ülkede sendikal örgütlenme çalışan nüfusun önemli bir kısmını içinde barındırmaktadır. Özellikle sendikacılık hareketinin başladığı sanayi toplumları bu konuda önemli örgütlülük düzeyine sahiptirler. Ancak sendikacılık düzeyi salt örgütlü çalışanların sayısal önemi ile paralel bir gelişme içinde olmayabilir. Örneğin bir sendika işyerinde işçilerin ancak yarısını örgütlese bile pazarlık gücü sayesinde tüm işçilerin ücret ve çalışma koşullarını düzenleyebilmektedir.Sendikalar ülkelere göre farklı nitelikler göstermektedir.

Örgütlülük paydası altında birbirlerinden farklı yapılar ortaya çıkmaktadır. Bu ayrımların en temel gerekçesi çalışma hayatından gelen farklar, ülkelerin siyasal ve toplumsal yapıları olmaktadır. Bunun dışında sendikal hareketi farklı hale getiren bir başka boyut sendikaların yönetimsel yapılarıdır. Bazı ülkelerde sendika yönetimleri oldukça merkezi iken diğerlerinde son derece esnek yapılar bulunmaktadır. Sendikaların karar organları ve sendika içi demokrasi konusunda da ciddi farklar oluşabilmektedir.

Günümüzde ise sendikaların değişik örgütlenme yapıları bulunmaktadır. Bu bağlamda en yaygın örgütlenmenin işyeri ve işkolu sendikacılığı biçiminde olduğu söylenebilir. İşyeri sendikası belirli bir işyerinde çalışan işçiler tarafından kurulan ve faaliyeti o işyeri ile sınırlı olan sendikalardır. Bu tür sendikal faaliyetin sadece o işyeri ile sınırlı kalması bir çok sakınca ve yararı birlikte getirmektedir. Bu türlü sendikal yapılara ABD ‘de ve Japonya dışında başka gelişmiş ülkelerde rastlanmamaktadır. Bu biçimdeki sendikal örgütlenmenin işyerleri içinde ve güçsüz bir yapıyı ortaya koydukları, bölünmelere ve dağılmalara yol açması nedeni ile tercih edilmedikleri görülmektedir. Özellikle aynı işyerinde örgütlenmeye çalışan birden çok sendikanın rekabet nedeni ile işçilerin çıkarlarını etkin biçimde koruyamadıkları ve geliştiremedikleri belirtilmektedir.

İşyeri örgütlenmelerinin genellikle küçük ve az sayıda işçiyi kapsaması nedeni ile ve işveren tarafından kontrol altına alınabilmesinin getirdiği kolaylıklar “sarı sendikacılık “ olarak adlanan bir sendikacılığa olanak sağlayabilmektedir. İşyeri sendikalarının bu olumsuz niteliklerine rağmen , küçük işyerlerinde örgütlenme ve işverenle birebir pazarlık sürecinin işyeri koşullarına kolay uyum sağlaması gibi bir gerekçe ile zaman zaman tercih edilebildiği görülmektedir. İşyeri sendikası aynı zamanda işletme sendikası olarak da adlandırılmaktadır. 1983 yılında Türkiye’de uygulanmaya başlayan 2821 sayılı Sendikalar yasası işyeri düzeyinde sendika kurulmasını yasaklamıştır. İşyeri sendikalarının küçük ve güçsüz olmalarından kaynaklanan ve kendi aralarında rekabet nedeni ile iyice parçalanmaları ve bölünmelerini engellemek için, yasa koyucu işyeri düzeyindeki sendikal örgütlenmeleri önlemiştir.

4.1. Kapsamlarına Göre Sendika Türleri

4.1.1. Meslek Sendikacıları (Craft Unionism)

Sendikacılık hareketinin ilk örgütlenme biçimini oluşturan meslek sendikaları , aynı mesleği veya zanaatı icra edenlerin bir araya geldikleri bir yapıyı açıklamaktadırlar. Tarihsel açıdan aynı mesleği icra edenlerle aynı zanaatı icra edenler açısından oluşan farklılık sendikalara yansıtılmaktadır. Meslek sendikalarının genel olarak yatay bir örgütlenme modeli olduğu , belirli bir bölgede değil ülke bazında federasyon içinde kurulduğu ve faaliyetlerini sürdürdüğü görülmektedir.

Meslek sendikaları biçiminde örgütlenmenin Lonca geleneği ile yakın ilişkisi bulunmaktadır. Avrupa’da kimi meslek sendikalarının kökeninde loncalar bulunmaktadır. Loncaların kapitalist sanayiinin gelişmesi karşısında etkilerini kaybetmelerinden sonra işçiler ve işverenlerin ortak olarak kurdukları “sendika” dan daha sonra işverenlerin ayrılması ile meslek sendikaları ortaya çıkmıştır. Aynı mesleği icra eden işçiler sahip oldukları nitelikleri bir ayrıcalığa dönüştürüp , mesleğe girişi sendikaları sayesinde denetim altında tutmaları, işverenle pazarlık güçlerini arttırmakta idi. Ancak bu tür dar bir meslek sendikacılığını günümüz koşullarında görmek mümkün değildir. Meslek ve zanaat sendikaları kitlesel üretimin gelişmesi, işgücünün niteliklerinde standartlaşmanın başlaması ve zanaat üretiminin önemini kaybetmesinden sonra ağırlıkları azalmıştır. Çok az sayıda meslek ve zanaat için sendikal örgütlenme sürmüştür. Bu tür sendikaların, ABD ve İngiltere gibi güçlü oldukları ülkelerde bile etkileri azalmaya başlamıştır.20. yüzyılın başından itibaren hizmetler sektörünün de gelişmeye başlaması, kamu ve özel sektör içinde memur sendikalarının oluşmasına başlamıştır. Bu sendikaların nitelikleri itibarı ile işkolu esasına göre örgütlenmekten çok hizmet sınıflarına ve mesleklere göre örgütlenme eğilimi daha fazladır. Öğretmenler, polisler ve itfaiye hizmetlilerinin örgütlenmesi bu esasa göre gerçekleşmiştir

4.1.2. Genel Sendikalar (General Unionism)

Çoğu meslek sendikasının sanayiinin ve hizmetlerin gelişmesi karşısında “genel sendika” haline dönüştüğü görülmüştür. Başlangıçta meslek sendikası olan pek çok sendika, başka meslek gruplarını da kapsayarak, “herkes için sendika” sloganı ile yeni bir anlayış ortaya çıkartmıştır. Temel amaç “bir tane büyük sendika” oluşturmaktır.1830 yıllarında Robert Owen ile başlayan genel sendikacılık yaklaşımı, 1890 yıllarından sonra yeniden önem kazanmıştır. Genel sendikalar, değişik işyerlerinde, değişik işlerde çalışsalar da, işçilerin gerçekte ortak çıkarları olduğu görüşünü benimseyen sosyalist akımın etkisiyle doğmuş ve sosyalist amaçlar içeren ilk sendikal örgütlenmelerdir. Genel sendikaların en önemli örneklerini, ABD Kamyon şoförleri ve Depolama işçileri sendikası ile İngiltere’ de halen İngiliz İşçi Partisi ile yakın ilişkileri bulunan Ulaşım ve Genel İşçi Sendikası oluşturmaktadır.

Genel sendika düşüncesi pek çok ülkede yaygınlaşmasa da, işçilerin tek bir sendikada toplanmaları gereksinimi, federasyon, konfederasyon gibi üst sendikal örgütlenmelerin oluşmasına yol açmıştır.

4.1.3. İşkolu Sendikaları (Industrial Unionism)

İşkolu sendikacılığı, bir endüstri-işkolunda çalışanların tümünü meslek ayırımı yapmaksızın örgütlemeyi amaçlar. Aynı işkolunda çalışanların benzer çalışma koşulları, ortak çıkarları bulunduğu düşüncesinden hareketle, gerçek güçlü bir sendikacılığa ulaşmak, gerekse işkollarında benzer çalışma koşulları yaratmak açısından işkolu sendikacılığına eğilim artmıştır. Sendikacılık hareketinin bütünleşmiş göründüğü, her işkolunda güçlü bir işkolu sendikasının bulunduğu Almanya, İskandinav ülkeleri gibi ülkelerde işkolu sendikacılığı oldukça etkindir. Bunun yanında ABD ve İngiltere gibi ülkelerde işyeri düzeyinde ve çok sayıda sendika kurulması yoluna gidilmiş, işkolu niteliği taşıyan sendikalar yanında meslek sendikaları da varlıklarını sürdürmüş bulunmaktadır.

Türkiye’de başlayan sendikacılık hareketi genel anlamda işkolu esasına göre gerçekleşmiştir. 1963 de çıkarılan 274 sayılı Sendikalar Kanunu, sendikaların işkolu esasına göre kurulması ilkesini vurgulamıştır. Ancak işkolunun belirli bir alt dalını örgütlemek amacı ile veya işkolu ayrımı yaparak veya yapmayarak belirli bir coğrafi bölgede de örgütlenmeyi amaçlayarak kurulabiliyordu. Bu bağlamda 274 sayılı yasa bir sınırlama getirmiyordu. Ancak 1960 lı yıllardan itibaren sendika sayısının azaltılarak güçlü ve merkezi örgütler kurma yolunda yoğun çabalar sarfedildi. Ancak bu çabalar çeşitli nedenlerle başarılı olamadı. 1970 yılında çıkarılan 1317 sayılı yasa ile bir işçi sendikasının Türkiye çapında faaliyet gösterebilmesi için işkolundaki sigortalı işçilerin 1/3 ünü örgütlemiş olma zorunluluğu 15-16 Haziran direnişlerine ve işçi olaylarına neden olmuş , daha sonra bu yasa ve Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.

1980 yılına gelindiğinde ise Türkiye’de Sendika sayısı 900 e yükselmişti. 1983 yılında çıkartılan 2821 sayılı sendikalar yasası sendikaların “işkolu esasına göre ve Türkiye çapında faaliyette bulunmak amacı ile kurulmasına” izin vermiştir. Ayrıca işyeri,işletme ve meslek esasına dayalı sendika kurulmasını açıkça yasaklamıştır. Bu bağlamda işkollarının saptanmasını idarenin yetkisine bırakmayıp , bir tüzükle 28 işkolu olarak belirlemiştir.

Sonuçta , sendika sayısı 1980 sonrası önemli oranda azalmıştır. Bu azalmada sadece işkolu sayısının sınırlı olması değil , toplu iş sözleşmesi yetkisi alabilmek için işyeri yada işletmede çalışan işçilerin yarıdan fazlasını temsil koşuluna ek olarak öncelikle o işkolunda çalışan işçilerin yüzde 10 nunu temsil etmesi koşul olarak getirilmesi etkili olmuştur. Türkiye’deki sendika sayısı 900 lerden hızla 90 civarına indirilmiştir.

4.2. Üyelerinin Niteliklerine Göre Sendika Türleri

Sendikalar üyelerinin niteliklerine göre de bir kaç gruba ayrılmaktadır. Beden işçilerini kapsayan sendikalar, fikir işçilerini kapsayan sendikalar gibi. Sendikalaşmanın öncelikle bedenlerini, kol güçlerinin kullanarak çalışanlar arasında başlayıp yaygınlaştığı bilinmektedir. Bunlar arasında belirli nitelikleri veya meslekleri olanlar meslek sendikalarını oluşturmuşlar, niteliksiz işçiler ise zamanla genel veya işkolu sendikacılığına yönelmişlerdir. Endüstride bedenlerini veya el emeklerini kullanan bu işçilere “mavi yakalı işçiler“ (blue workers) denilmiştir.

Endüstri sektörünün yanında hizmet sektörünün de önem kazanmasıyla, bu sektörde işgörenlerin sayısı artmış ve fikir işçisi denilen yeni bir çalışanlar grubu ortaya çıkmıştır.gerek hizmet kesiminde gerekse endüstriye destek hizmetlerde çalışan ve fikren çalışması ağırlık taşıyan bu işçilere ise “beyaz yakalı işçiler“ (white collar workers) adı verilmştir. Gerek eğitim ve nitelikleri , gerekse benimsedikleri toplımsal değerler açısından kendilerini orta sınıf içinde gören beyaz yakalılar, bu grubun sayıca çoğalması ve bu grup çalışanlarda sendikal hakların tanınmasıyla beden işçilerinden ayrı sendikalar oluşturmuşlardır. Kamu kesiminde çalışanlara da sendika kurma hakkının tanınmasıyla birlikte, beyaz yakalı işçilerin kurdukları sendikalar daha güçlü bir duruma gelmiştir.

Beyaz yakalı işçilerin kurdukları sendikalar yanında son yıllarda üniversite mezunu meslek sahiplerininde ayrı bir sendikalşmaya doğru gittikleri görülmektedir. Sendika kurma ve toplu pazarlık haklarının kamu ve özel kesimde profesyonel nitelikteki bu elemanlara da tanınması ile, bu tür meslek sahipleri de ayrı sendikalar kurmuşlardır. Beyaz yakalı işçilerin oluşturduğu sendikaların iş kolu sendikacılığından çok meslek sendikacılığı olduğu söylenebilir.

4.3. Kuruluş Düzeylerine Göre Sendika Türleri

Sendikalar kuruluş düzeylerine göre de sınıflandırılmaktadırlar. İşyerinde çalışanları kapsamak üzere kurulan sendikalar “işyeri sendikaları“ dır, etkinlik alanları da o işyeri ile sınırlıdır. Buna karşın belirli bir işkolunda çalışanların tümünü kapsamayı amaçlayan sendikalar “işkolu sendikası“ adını taşırlar. Her iki tür kuruluşun sendikaların toplu pazarlık etkinliği ile yakın ilgisi vardır. ABD gibi işyeri pazarlıklarının önem taşıdığı ülkelerde sendikalar da işyeri düzeyinde kurulmaktadır. Aynı durum Japonya’da da geçerli olduğu gibi, Türkiye’de de, 1983’te çıkarılan yasalara kadar işyeri sendikacılığı ve işyerinde toplu pazarlık yapılması daha geçerli olmuştur. Buna karşın Batı Avrupa Ülkelerinin hemen tümü için işkolu sendikacılığının ağırlık taşıdığı söylenebilir. Bu ülkelerde işkolları belirlenmekte ve sendikalar bu işkollarına göre kurulmakta, bir çoğunda her işkolunda kurulmuş birtek güçlü sendika bulunmaktadır.

İşyeri yada işkolu düzeyinde kurulmuş bulunan sendikaların her ülkede bağlı bulundukları üst kuruluşlar, ulusal düzeydeki sendikal örgütleri oluşturmaktadırlar. Üst kuruluşlar, genellikle federasyon veya konfederasyon adını almaktadırlar. Üst kuruluşlar sendikacılık hareketinin ülke düzeyinde ve uluslararası düzeyde temsil eden, kamuoyu yaratan ve bir baskı grubu olarak rol oynayan örgütlerdir. Bazı ülkelerde ( İşveç, Norveç gibi ) konfederasyonların toplu pazarlık yapma yetkisi bulunsa da, birçok ülke de bu yetki işkollarına göre kurulmuş bulunan sendikalardadır. Ancak zaman zaman ülkelerin karşılaştıkları ekonomik sorunlar ve çoğulcu demokratik yapı gereği, hükümetlerin işçi ve işveren sendikaları ile üçlü anlaşmalara gittikleri görülmektedir. Bu şekilde ülkedeki güçlü konfederasyonlar tüm işçiler adına pazarlığa oturmaktadır.

Merkezde güçlenmiş bir özellik gösteren ve sendikalar üzerinde etkili bir yeri bulunan konfederasyonlar için, hükümetle varılan anlaşmaları uygulamaya koymak pek fazla sorun yaratmasa da, üyeleri üzerinde böyle bağlayıcı etkisi bulunmayan konfederasyonlar bu tür anşlaşmalardan bir sonuç alamamaktadırlar. Yine de bu tür anlaşmaların gelişmiş ülkeler kadar, gelişmekte olan ülkelerde de gündeme geldiği ve ülke hükümetleri tarafından başvurulan bir yol olduğu görülmektedir. Ulusal düzeyde karşılaşılan sendikal birliklerin yanısıra uluslararası düzeyde de kurulmuş sendikal birlikler söz konusudur. 

 

kaynak:

PETROL-İŞ, 1990, s..383 

Bağımsız Rehberler Platformu

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!